25 Kasım 2017 Cumartesi

Beyaz Türklerin halk ile entegrasyonu

05 Haziran 2014, 15:44
Bu makale 432 kez okundu
Beyaz Türklerin halk ile entegrasyonu
Markar Esayan
 Dün bahsetmiştim, uzun zamandır hayalini kurduğum Karadeniz gezisini nihayet yapmaktayım. Aylar öncesinden arkadaş grubumuzla planladığımız bir geziydi bu. Teklife evet derken Gezi nümayişlerine denk geldiğinin farkında değildim doğrusu. Yazıyı yazarken (31 Mayıs gecesi) herhangi bir can kaybı çok şükür yoktu. İnşallah kötü bir durum yaşanmaz. Ne yalan söyleyeyim; bu esnada Ayder Yaylası'nın huzur veren dinginliğinde olmayı da bir şans olarak görüyorum.
Ama her şey o kadar da toz pembe değil...
Anlatayım; konuya girmek için çok isabetli bir nokta olacak çünkü...
Turda altı kişilik arkadaş grubumuzun dışında bir grupla daha beraberdik. Diğer gruptan iki orta yaş üstü kadın, tüm tur boyunca 'bizlerin de kendi kulüplerine dahil olduğumuzu' varsayarak (Kibir böyle bir şey) tüm yolculuğu bir totaliter laik kibir ayinine çevirdiler. Başka türlü olsaydı duygularım değişmezdi, nefret sigara dumanı gibi zehirleyici çünkü; kalbi kurutuyor, kim ne adına yaparsa yapsın.
Sözcü dışında bir gazete okumadıklarından olsa gerek, çok şükür ki beni tanımadılar.
Durumun vahametini anlatabilmek için şöyle örneklendireyim: Düşünün ki Ruhat Mengi ve Banu Avar ile bir minibüstesiniz ve ikisi de Nazlı Ilıcak türünden kahkaha atıyor, es verdiklerinde ise memleketin kendilerinden geride kalan tüm kesimlerine verip veriştiriyorlar.
Arkadaşlarımın keyfi kaçmasın diye hiç renk vermiyorum. Ama bir yandan da benim için paha biçilmez bir laboratuvar ortamı sağlıyorlar. Kulaklarım sürekli onlarda. İyiniyetle, neden rahatsız olduklarını, bu öfke ve nefretlerinin neden kaynaklandığını anlamaya çalışıyorum.
Varsıl ve okumuş insanlar bunlar. İkisi de kolejli. Yaşları yetmiş civarında. Konuşmalarına İngilizce ve Fransızca kelimeler karıştırmaya özen gösteriyorlar. Bu bir tür ayin olmuş ve sanırım onlar için çok önemli. Ama o zorlama aksanlı konuşmalarından cehalet her konuda sırıtıyor. Almodovar'ın 'Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar' filminin kötü bir taklidinin setinde gibiyiz.
Bizim gerçekten çok ciddi bir föntürk (bu sıfatı ben bulmadım ama erkek versiyonu üzerinde çalışıyorum) sorunumuz var. Bu nefret ve cehaletin Erdoğan'ın üslubu veya siyasi gerginlikle açıklanabilir bir tarafı yok. Minibüs dere kenarında yol alırken aralarından bir tanesinin balık tutan bir hacı amcayı görünce 'İnşallah takılır da dereye yuvarlanır gidersin' demesi üzerine bizim grubun yüzü bembeyaz oluyor. Ciddi ciddi kederleniyoruz. O kadar mutsuz ve o kadar nefretlerinde kaybolmuş haldeler ki, içimiz öfkeden ziyade acıma hissi ile doluyor.
Evvelki akşam sosyal medyada, Hrant Dink cinayetinden sonra tanışıp sonra 'Yandım Allah' diyerek hızla kendilerinden uzaklaştığım ve Etyen Mahçupyan'ın isabetle 'Hrant'ın Parazitleri' adını taktığı gruptan biri, hakkımda 'Şuna evimizde zamanında yedirdiğimiz her lokma kan olsun, irin olsun' diye bir tweet atıyor, durduk yerde ve sadece onlar gibi düşünmediğim için... Ve bu bir hoca, öğrenci yetiştiriyor.
Kan dondurucu çok fazla başka örnekler verebilirim. Ama öfkeyi çoğaltmak veya batılı tasvir etmek istemiyorum.
Bu insanlara öfkelenmek veya onlarla dalga geçmek işin kolayı. Peki bu insanlar nasıl bu hale geldiler? Dindarların kapıcı olmak yerine onların kapı komşuları haline gelmesi, Rizeli, Kasımpaşalı bir İmam Hatiplinin başbakanları olması neden bu insanları bu kadar zıvanadan çıkarttı ve biz bu sorunu nasıl çözeceğiz? Asıl önemli olan bu sorulara yoğunlaşmak. Anlamlı cevaplar bulmak zorundayız.
Her şeyden evvel bu insanlar bir mühendislik ürünü. Bizler de öyleyiz ama, bu sınıfın farkı herhalde rejimi çok içselleştirmiş ve fazla mağdur edilmemiş olması... 80 yıl boyunca bu insanlar aslı faşizm olan bir tedrisattan geçirildiler ve bunun çağdaşlık olduğu öğretildi onlara. Devlet zoruna dayalı yalan bir dünyayı cennet bildiler ve hiçbir şey değişmeyecekmiş sandılar. Şimdi de 'cennetten kovulma sendromu' yaşıyorlar. 'Laiklik' diye benimsedikleri aslında İslamofobi ve halka karşı ırkçı duygulardı. Solcuları ise gerçekten halkı kurtarmak için sokaklara çıktılar ama halkın kendisinden hazzetmedikleri için darbelerin garnitürü oldular. 80 darbesinden sonra da reklamcılık sektörüne girip, Simavi ve Doğan'ın yüksek ücretli işleri ile zenginleştiler ve halktan iyice koptular.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Ne Kadar Maaş ile Çalışıyorsunuz ?

    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KARİKATÜR
    ARŞİV